Reflü şikâyeti bulunan herkese endoskopi yapılması gerekmez. Tipik mide yanması ve ağza acı su gelmesi gibi yakınmaları bulunan, alarm belirtisi olmayan kişilerde ilk aşamada hekim değerlendirmesi ve uygun tedavi yeterli olabilir. Yutma güçlüğü, açıklanamayan kilo kaybı, mide-bağırsak kanaması, sürekli kusma veya nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi varsa endoskopi daha erken gündeme gelir.
Hayır. Reflüsü olan her hastaya endoskopi yapılması gerekmez. Gastroözofageal reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması sonucunda ortaya çıkan yakınmalar veya yemek borusunda hasar gelişmesiyle ilişkilidir. Mide yanması ve ağza acı-ekşi sıvı gelmesi gibi tipik yakınmaları bulunan, başka ciddi belirti göstermeyen kişilerde tanısal sürecin ilk basamağı her zaman endoskopi değildir.
Güncel gastroenteroloji yaklaşımında, tipik ve komplikasyonsuz reflü belirtileri bulunan hastalarda klinik değerlendirme sonrasında yaşam tarzı düzenlemeleri ve uygun medikal tedavi uygulanabilir. Endoskopi daha çok alarm belirtileri bulunan, tedaviye rağmen yakınmaları devam eden veya yemek borusunda reflüye bağlı hasar açısından değerlendirilmesi gereken kişilerde önem kazanır.
Bu nedenle “reflüm var, mutlaka endoskopi yaptırmalıyım” düşüncesi doğru olmadığı gibi, uzun süredir devam eden veya alarm belirtilerinin eşlik ettiği reflüyü yalnızca ilaç kullanarak takip etmek de doğru olmayabilir.
Endoskopi gerekip gerekmediğine kişinin yaşı, belirtileri, şikâyetlerin süresi, kullanılan tedavilere yanıtı, aile öyküsü ve mevcut risk faktörleri birlikte değerlendirilerek karar verilir.
Reflü, mide içeriğinin yemek borusuna doğru geri hareket etmesidir. Zaman zaman meydana gelen kısa süreli geri kaçışlar sağlıklı kişilerde de görülebilir. Ancak bu durum sık tekrar ediyor, kişinin günlük yaşamını etkiliyor veya yemek borusunda hasara yol açıyorsa gastroözofageal reflü hastalığı olarak değerlendirilebilir.
Reflünün en bilinen belirtisi göğüs kemiğinin arkasında hissedilen yanmadır. Bu yakınma özellikle yemeklerden sonra, öne eğilince veya yatınca daha belirgin hale gelebilir. Ağza acı veya ekşi tatta sıvı gelmesi de sık görülen belirtilerden biridir. Bazı kişilerde boğazda yanma, ses kısıklığı, sık boğaz temizleme isteği veya gece öksürüğü gibi daha farklı yakınmalar bulunabilir. Ancak bu belirtilerin hiçbiri tek başına yalnızca reflüye özgü değildir. Özellikle göğüs ağrısının kalp-damar hastalıklarından ayrılması önemlidir.
Hayır. Reflü tanısı koyabilmek için her zaman endoskopi yapılması şart değildir. Tipik reflü yakınmaları bulunan ve alarm belirtisi olmayan kişilerde hastanın öyküsü önemli ölçüde yol gösterici olabilir. Hekim gerekli gördüğünde uygun süreli asit baskılayıcı tedaviye verilen yanıtı da değerlendirebilir.
Endoskopinin temel avantajı, reflünün kendisinden çok reflünün yemek borusunda oluşturmuş olabileceği yapısal değişiklikleri doğrudan görmeye imkân vermesidir.
Bu nedenle endoskopi;
- Yemek borusunda iltihap veya yara bulunup bulunmadığını,
- Darlık gelişip gelişmediğini,
- Barrett özofagusu gibi değişikliklerin olup olmadığını,
- Şikâyetlerin altında başka bir üst sindirim sistemi hastalığı bulunup bulunmadığını değerlendirmek amacıyla kullanılabilir.
Endoskopinin normal bulunması ise reflüyü tamamen dışlamaz. Bazı hastalarda belirgin reflü yakınmaları bulunmasına rağmen endoskopide yemek borusu normal görülebilir. Böyle durumlarda gerekli hastalarda pH veya impedans-pH ölçümü gibi reflünün varlığını objektif olarak değerlendiren farklı testler gündeme gelebilir.
“Endoskopim normal çıktı, o halde reflüm yok” sonucu her zaman doğru değildir. Reflü hastalarının bir bölümünde yemek borusunda endoskopiyle görülebilecek yara veya belirgin hasar oluşmaz. Şikâyet devam ediyorsa doktorunuz belirtilerin özelliklerine göre farklı incelemeler planlayabilir.
Reflü yakınmalarıyla birlikte bazı belirtilerin bulunması endoskopinin daha erken değerlendirilmesini gerektirir. Bunlara alarm belirtileri adı verilir.
Güncel endoskopi rehberlerinde özellikle şu durumlarda üst gastrointestinal endoskopi önerilmektedir:
- Yutarken ağrı
- Açıklanamayan kilo kaybı
- Mide-bağırsak sistemi kanaması
- Sürekli veya tekrarlayan kusma
- Nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi
Bu belirtiler mutlaka ciddi bir hastalık bulunduğu anlamına gelmez. Ancak reflünün komplikasyonları veya reflü dışında farklı yemek borusu ve mide hastalıklarının dışlanması açısından daha ayrıntılı inceleme yapılmasını gerektirebilir.
Yutma güçlüğü, yani disfaji, yiyecek veya sıvının boğazdan ya da yemek borusundan geçişinde zorlanma hissidir. Kişi özellikle katı gıdaların göğüs bölgesinde takıldığını, lokmayı geçirmek için su içmek zorunda kaldığını veya zaman içerisinde daha küçük lokmalar yemeye başladığını ifade edebilir. Uzun süreli reflü bazı hastalarda yemek borusunda iltihaplanmaya ve zaman içerisinde darlığa neden olabilir. Ancak yutma güçlüğünün reflü dışında farklı nedenleri de bulunmaktadır. Endoskopi ile yemek borusunun iç yüzeyi incelenebilir ve darlık, iltihap, kitle veya farklı yapısal sorunların bulunup bulunmadığı değerlendirilebilir. Yutma güçlüğü yeni başlamışsa veya giderek artıyorsa yalnızca reflü ilacının dozunu artırarak beklemek yerine tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.
Kişinin diyet veya fiziksel aktivite değişikliği olmadan istemsiz biçimde kilo kaybetmesi alarm belirtisi olarak değerlendirilir. Reflüsü bulunan bir kişi yutma güçlüğü nedeniyle daha az yemek yiyorsa kilo kaybı gelişebilir. Bununla birlikte mide ve yemek borusunun farklı hastalıkları da hem yemek yemeyi zorlaştırabilir hem de kilo kaybına neden olabilir.
Bu nedenle açıklanamayan kilo kaybıyla birlikte yeni başlayan veya belirginleşen reflü şikâyetleri varsa endoskopik değerlendirme gündeme gelebilir. Kilo kaybının miktarı ve ne kadar sürede gerçekleştiği de önemlidir. Hızlı ve belirgin kilo kaybı özellikle değerlendirilmelidir.
Demir eksikliği anemisi yalnızca beslenme yetersizliğinden kaynaklanmaz. Sindirim sistemindeki yavaş ve fark edilmeyen kan kayıpları da zaman içerisinde demir depolarını azaltabilir. Özellikle nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisinde mide ve üst sindirim sistemi kaynaklı bir sorun bulunup bulunmadığının araştırılması gerekebilir. Reflüye bağlı ileri derecede yemek borusu hasarı bazı hastalarda kanamaya neden olabilir. Bunun yanında gastrit, ülser veya farklı üst gastrointestinal sistem hastalıkları da kansızlıkla ilişkili olabilir. Bu nedenle reflü şikâyeti ile birlikte nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi bulunan kişide endoskopi yalnızca “reflüye bakmak” için değil, olası kanama kaynağını değerlendirmek amacıyla da yapılabilir.
Reflü hastasında kanlı kusma, kahve telvesini andıran koyu içerikli kusma veya siyah-katran renginde dışkı görülmesi üst gastrointestinal sistem kanamasını düşündürebilir. Bu belirtiler basit reflünün normal bir parçası değildir. Kanama ülserden, yemek borusundaki ciddi hasardan veya farklı bir sindirim sistemi hastalığından kaynaklanabilir. Özellikle kanamayla birlikte baş dönmesi, bayılma hissi, soğuk terleme, çarpıntı veya ciddi halsizlik varsa sağlık değerlendirmesi geciktirilmemelidir. Yoğun kanlı kusma veya ciddi genel durum bozukluğu acil değerlendirme gerektirir.
Uygun tedaviye rağmen reflü yakınmalarının devam etmesi endoskopinin değerlendirilme nedenlerinden biri olabilir. Ancak “ilaç işe yaramadı” sonucuna varmadan önce ilacın doğru kullanılıp kullanılmadığı, yeterli süre kullanılıp kullanılmadığı, beslenme ve yaşam tarzı faktörleri ve tanının gerçekten reflü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Bazı hastalarda şikâyetlerin nedeni reflü yerine fonksiyonel mide sorunları, yemek borusunun hareket bozuklukları, eozinofilik özofajit veya farklı hastalıklar olabilir. Endoskopi yemek borusu ve midenin yapısal değerlendirmesine yardımcı olur. Endoskopi normal olduğu halde yakınmalar devam ederse pH ölçümü, impedans-pH veya manometri gibi farklı testler gerekebilir.
Bu nedenle dirençli reflünün değerlendirilmesi yalnızca daha güçlü ilaç kullanımından ibaret değildir.
Hayır. Reflünün uzun süredir bulunması tek başına her hastada düzenli endoskopi yapılmasını gerektirmez. Ancak kronik reflü bazı kişilerde yemek borusunun alt bölümündeki hücrelerin yapısında değişikliğe yol açabilir. Bu durum Barrett özofagusu olarak adlandırılır. Barrett özofagusu bütün reflü hastalarında gelişmez. Bu nedenle herkese tarama endoskopisi yapılması yerine risk faktörleri değerlendirilir.
Uluslararası güncel rehberlerde uzun süreli reflünün yanı sıra ileri yaş, erkek cinsiyet, obezite, sigara kullanımı ve ailede Barrett özofagusu veya yemek borusu adenokarsinomu bulunması gibi faktörler risk değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır. Seçilmiş yüksek riskli hastalarda endoskopi değerlendirilebilir.
Barrett özofagusu, uzun süreli mide asidi ve reflü maruziyetiyle ilişkili olarak yemek borusunun alt bölümündeki hücre yapısının değişmesidir. Bu durum her zaman belirti oluşturmaz. Barrett özofagusu bulunan kişinin reflü şikâyetleri çok şiddetli olmak zorunda değildir. Barrett özofagusu kanser değildir. Ancak yemek borusunun belirli bir kanser türü açısından uzun dönem riskini artıran bir durum olarak kabul edilir. Endoskopide Barrett özofagusu düşündüren bir alan görülürse tanının doğrulanması için doku örneği yani biyopsi alınabilir. Barrett özofagusu tanısı konulmuş hastaların takip sıklığı, alınan biyopsinin sonucuna ve kişinin bireysel riskine göre belirlenir.
Uzun yıllardır reflünüz varsa “kesin Barrett gelişmiştir” diye düşünmeyin. Barrett özofagusu reflü hastalarının yalnızca belirli bir bölümünde görülür. Buna karşılık risk faktörleriniz varsa endoskopi gerekip gerekmediğini doktorunuzla değerlendirmeniz önemlidir.
Endoskopi sırasında yemek borusunun iç yüzeyi doğrudan değerlendirilir. Reflüye bağlı hasar varsa yemek borusunun alt bölümünde kızarıklık, yüzey kaybı veya erozyon adı verilen değişiklikler görülebilir. Daha ileri hasarda ülserleşme veya darlık gelişebilir. Bu tablo eroziv özofajit olarak adlandırılır.
Endoskopist yemek borusunun yanı sıra mide ile yemek borusunun birleşim bölgesini ve mideyi de inceler. Hiatal herni olarak adlandırılan mide fıtığı gibi reflüyle ilişkili olabilecek anatomik değişiklikler değerlendirilebilir.
Ancak reflünün şiddeti ile endoskopide görülen hasarın derecesi her zaman aynı değildir. Çok fazla şikâyeti bulunan bir kişinin endoskopisi normal olabilirken daha hafif şikâyeti olan başka bir kişide belirgin özofajit görülebilir.
Hayır. Bu nokta reflü konusunda en sık yanlış anlaşılan konulardan biridir. Reflü hastalarının önemli bir bölümünde endoskopide belirgin erozyon veya yara görülmeyebilir. Bu durumda kişinin tipik reflü belirtileri bulunabilir ancak yemek borusunun yüzeyinde endoskopla görülebilir hasar oluşmamıştır. Tanının kesinleştirilmesi gerekiyorsa yemek borusuna ne kadar ve ne sıklıkla reflü gerçekleştiğini ölçen testlerden yararlanılabilir. Özellikle endoskopisi normal olduğu halde tedaviye rağmen ciddi şikâyetleri devam eden veya reflü tanısından emin olunamayan kişilerde ambulatuvar reflü ölçümleri değerlendirilebilir.
Endoskopi ve pH ölçümü birbirinin yerine geçen testler değildir. Endoskopi yemek borusu ve midenin yapısını ve iç yüzeyini gösterir. pH ölçümü ise belirli bir süre boyunca yemek borusuna ne kadar asit reflüsü gerçekleştiğini değerlendirmeye yardımcı olur. Bazı sistemlerde yalnızca asit reflüsü değil, asidik olmayan mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçışı da impedans-pH yöntemiyle değerlendirilebilir. Özellikle endoskopinin normal olduğu ancak reflü tanısının objektif olarak doğrulanması gereken kişilerde bu testler gündeme gelebilir. Hangi testin yapılacağı hastanın daha önce reflü tanısı alıp almamasına, ilaç kullanıp kullanmadığına ve belirtilerin özelliklerine göre belirlenir.
Her reflü endoskopisinde mutlaka biyopsi alınması gerekmez. Endoskopide Barrett özofagusu düşündüren değişiklik, şüpheli bir alan veya başka bir hastalık ihtimali görülürse doku örneği alınabilir.
Bazı hastalarda yemek borusu normal göründüğü halde yutma güçlüğü veya gıdaların takılması gibi belirtiler varsa eozinofilik özofajit gibi mikroskobik düzeyde değişiklik yapan hastalıkların araştırılması amacıyla da biyopsi yapılabilir.
Biyopsi alınması tek başına kanser düşünüldüğü anlamına gelmez. Endoskopik biyopsi birçok farklı hastalığın tanısını netleştirmek amacıyla kullanılan standart bir yöntemdir.
Hiatal herni, halk arasında mide fıtığı olarak bilinen ve midenin üst bölümünün diyaframdaki açıklıktan göğüs boşluğuna doğru yer değiştirmesiyle oluşan anatomik durumdur. Hiatal herni reflü oluşmasını kolaylaştırabilir; ancak mide fıtığı bulunan herkesin reflü şikâyeti olması gerekmez. Endoskopi sırasında mide ile yemek borusunun birleşim bölgesi değerlendirilirken hiatal herni hakkında bilgi edinilebilir. Bazı hastalarda fıtığın büyüklüğü ve anatomik özelliklerinin daha ayrıntılı değerlendirilmesi için farklı görüntüleme veya fonksiyon testleri de gerekebilir. Mide fıtığının saptanması doğrudan ameliyat gerektiği anlamına gelmez. Tedavi kararı kişinin şikâyetleri, reflünün kontrolü ve anatomik bulgulara göre verilir.
Reflü göğüs kemiğinin arkasında yanma veya ağrı oluşturabilir. Ancak göğüs ağrısının kalp hastalıklarından ayırt edilmesi son derece önemlidir. Özellikle eforla başlayan, baskı-sıkışma şeklinde olan, kola, sırta veya çeneye yayılan; nefes darlığı, soğuk terleme veya bulantının eşlik ettiği göğüs ağrısı yalnızca reflü olarak değerlendirilmemelidir. Kalp kaynaklı nedenler uygun şekilde değerlendirildikten sonra göğüs ağrısının reflüyle ilişkili olabileceği düşünülüyorsa gastroenterolojik incelemeler gündeme gelebilir. Endoskopi yemek borusunda reflü hasarını gösterebilir; ancak endoskopinin normal olması göğüs ağrısının reflüyle ilişkisini tamamen dışlamaz. Gerekli durumlarda reflü ölçümleri yapılabilir.
Tanısal üst gastrointestinal endoskopinin kendisi çoğunlukla kısa süren bir işlemdir. Ancak süre hastanın durumuna, biyopsi alınıp alınmamasına veya ek işlem gerekip gerekmediğine göre değişebilir. Endoskopi sırasında ağızdan ince ve esnek bir cihaz ilerletilerek yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının başlangıç bölümü değerlendirilir. Sedasyon uygulanacaksa hazırlık ve işlem sonrası gözlem nedeniyle sağlık kuruluşunda geçirilen toplam süre endoskopinin kendisinden daha uzun olacaktır. İşlem öncesinde hastanın kullandığı ilaçlar, kronik hastalıkları ve açlık durumu da kontrol edilir.
Endoskopi hastalarda ağrıdan çok öğürme, boğazda yabancı cisim hissi veya rahatsızlık oluşturabilir. Birçok merkezde boğaza lokal anestezik sprey uygulanabilir ve uygun hastalarda sedasyon kullanılabilir. Sedasyon hastanın işlem sırasındaki rahatsızlığını azaltabilir. Endoskop cihazı solunum yolundan değil yemek borusundan ilerletilir. Bu nedenle işlem sırasında cihaz kişinin nefes almasını doğrudan engellemez. İşlem sonrasında kısa süreli boğaz hassasiyeti veya şişkinlik görülebilir.
Üst gastrointestinal endoskopide midenin boş olması gerekir. Genel uygulamalarda katı gıdalar için belirli bir açlık süresi uygulanır ve berrak sıvılar için farklı bir zaman sınırı bulunabilir. Ancak açlık süresi işlem merkezine, sedasyon yöntemine ve kişinin mide boşalmasını etkileyen hastalık veya ilaçlarına göre değişebileceği için endoskopi merkezinin verdiği hazırlık talimatı esas alınmalıdır. Özellikle diyabeti bulunan, insülin kullanan, gastroparezi tanısı olan veya mide boşalmasını yavaşlatabilen bazı ilaçları kullanan kişilerin hazırlık planı kişiselleştirilebilir.
Bu konuda ayrıntılı bilgi için “Endoskopi Öncesi Kaç Saat Aç Kalınmalı?” başlıklı içeriğimizden yararlanabilirsiniz.
Bütün ilaçların kesilmesi gerekmez. Ancak kan sulandırıcı ilaçlar, diyabet ilaçları, insülin ve mide boşalmasını etkileyebilen bazı ilaçların kullanımı işlem öncesinde mutlaka sağlık ekibine bildirilmelidir. İlaçların kendi kendine kesilmesi doğru değildir. Özellikle kan sulandırıcı ilaçların gereksiz yere bırakılması pıhtı oluşumu açısından risk oluşturabilir. Biyopsi veya farklı bir endoskopik işlem planlanıyorsa ilaç yönetimi kişiye özel yapılır. Reflü ilacının endoskopi öncesinde kullanılıp kullanılmayacağı da endoskopinin hangi amaçla yapıldığına bağlı olabilir. Bazı tanısal değerlendirmelerde doktor tedaviyle ilgili özel talimat verebilir.
Endoskopinin normal bulunması olumlu bir sonuç olabilir; ancak kişinin şikâyetlerinin nedenini her zaman tek başına açıklamaz. Tipik reflü yakınmaları devam ediyorsa öncelikle tedaviye uyum, beslenme düzeni ve belirtilerin gerçekten reflüyle uyumlu olup olmadığı yeniden değerlendirilir. Gerekli hastalarda pH veya impedans-pH ölçümü yapılabilir. Yutma güçlüğü gibi yakınmalar varsa yemek borusunun hareketlerini değerlendiren manometri gündeme gelebilir. Bazı hastalarda fonksiyonel mide yanması veya reflü hassasiyeti olarak değerlendirilen farklı tablolar bulunabilir. Bu nedenle normal endoskopi sonrasında tedaviyi gelişigüzel artırmak yerine belirtilerin nedeni yeniden değerlendirilmelidir.
Reflü tedavisinde amaç yalnızca endoskopideki görüntüyü düzeltmek değildir. Kişinin yakınmalarının kontrol altına alınması, yemek borusunun korunması ve gereksiz uzun süreli tedaviden kaçınılması birlikte önem taşır. Endoskopi sonucu, belirtiler ve gerekiyorsa diğer reflü testleri birlikte değerlendirilmelidir.
Reflü yönetiminde yaşam tarzı düzenlemeleri kişiden kişiye farklı etkiler gösterebilir. Her hastanın bütün yiyecekleri aynı anda yasaklaması gerekli değildir. Fazla kilosu bulunan kişilerde kilo kaybı reflü belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Özellikle gece yakınmaları bulunan kişilerin yatmadan hemen önce büyük öğün tüketmemesi yararlı olabilir. Kişinin kendisinde yakınmaları belirgin biçimde artırdığı görülen yiyecek ve içecekler sınırlandırılabilir. Ancak internette yer alan uzun “reflü yasakları” listesini herkese uygulamak gerekli değildir. Sigara kullanımı bırakılmalıdır. Çok büyük porsiyonlar yerine daha kontrollü öğünler tercih edilebilir. Gece reflüsü yaşayan bazı kişilerde yatağın baş kısmının yükseltilmesi de yararlı olabilir.
Reflü yakınmalarının sık tekrarlaması veya günlük yaşamı etkilemesi durumunda değerlendirme yapılabilir.
Özellikle şu durumlarda başvuru geciktirilmemelidir:
- Yutma güçlüğü
- Yutarken ağrı
- Açıklanamayan kilo kaybı
- Kanlı kusma veya siyah dışkı
- Nedeni açıklanamayan demir eksikliği
- Sürekli kusma
- Tedaviye rağmen devam eden yakınmalar
- Yiyeceklerin yemek borusunda takılması hissi
- Yeni veya farklı özellikte ciddi göğüs yakınmaları
Alarm belirtileri bulunmasa bile sık sık reçetesiz mide ilacı kullanma ihtiyacı duyan kişilerin de reflünün doğru tanı ve tedavisi açısından değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Reflüsü olan herkese endoskopi yapılır mı?
Hayır. Tipik reflü belirtileri bulunan ve alarm bulgusu olmayan herkese rutin olarak endoskopi yapılması gerekmez. İlk aşamada klinik değerlendirme ve uygun tedavi planı uygulanabilir. Yutma güçlüğü, kilo kaybı, kanama, sürekli kusma veya açıklanamayan demir eksikliği gibi belirtiler varsa endoskopi daha erken değerlendirilir.
Endoskopi normal çıkarsa reflü olabilir mi?
Evet. Bazı reflü hastalarında yemek borusunda endoskopiyle görülebilecek yara veya erozyon bulunmaz. Bu nedenle normal endoskopi reflüyü kesin olarak dışlamaz. Tanının objektif olarak doğrulanması gerekiyorsa pH veya impedans-pH ölçümü gibi testler kullanılabilir. Test seçimi kişinin belirtilerine ve daha önceki değerlendirmelerine göre yapılır.
Reflüde yutma güçlüğü varsa endoskopi gerekir mi?
Yutma güçlüğü reflü hastalarında alarm belirtisi olarak değerlendirilir ve üst endoskopi genellikle ilk incelemelerden biridir. Reflüye bağlı darlığın yanı sıra yemek borusunun farklı hastalıkları da benzer belirti oluşturabilir. Yiyeceklerin giderek daha fazla takılması veya sıvıları da yutmakta güçlük gelişmesi önemlidir. Değerlendirme geciktirilmemelidir.
Uzun süredir reflüsü olanlar endoskopi yaptırmalı mı?
Her uzun süreli reflü hastasına rutin endoskopi yapılmaz. Ancak Barrett özofagusu açısından risk faktörleri bulunan seçilmiş kişilerde endoskopi değerlendirilebilir. Yaş, erkek cinsiyet, obezite, sigara kullanımı ve aile öyküsü gibi faktörler risk değerlendirmesinde dikkate alınabilir. Endoskopi gereksinimine kişinin bütün özellikleri birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir.
Reflü kansere dönüşür mü?
Reflünün doğrudan “kansere dönüşmesi” şeklinde bir süreçten söz etmek doğru değildir. Uzun süreli reflü bazı kişilerde Barrett özofagusu adı verilen hücresel değişikliğin gelişmesine katkıda bulunabilir. Barrett özofagusu kanser değildir ancak belirli yemek borusu kanserleri açısından riski artırabilir. Reflü hastalarının büyük bölümünde Barrett veya yemek borusu kanseri gelişmez.
Reflüsü olan herkese endoskopi yapılması gerekmez. Tipik mide yanması ve ağza acı-ekşi sıvı gelmesi gibi yakınmaları bulunan, alarm belirtisi olmayan kişilerde ilk yaklaşım klinik değerlendirme ve uygun tedavi olabilir. Endoskopi özellikle yutma güçlüğü, yutarken ağrı, açıklanamayan kilo kaybı, gastrointestinal kanama, sürekli kusma veya nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi bulunan kişilerde önem kazanır. Bu belirtiler reflünün komplikasyonlarını veya reflü dışındaki hastalıkları değerlendirmeyi gerektirebilir. Uzun süreli reflüsü bulunan ve Barrett özofagusu açısından ek risk faktörleri taşıyan seçilmiş kişilerde de endoskopik değerlendirme gündeme gelebilir. Endoskopinin normal çıkması reflünün kesin olarak bulunmadığı anlamına gelmez. Şikâyetler devam ediyor ve tanının doğrulanması gerekiyorsa pH ölçümü, impedans-pH veya yemek borusunun hareketlerini değerlendiren testlerden yararlanılabilir.
Reflü değerlendirmesinde amaç herkese endoskopi yapmak değil, hangi hastanın endoskopiden gerçekten yarar göreceğini belirlemektir.
Önemli Not: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez. Detaylı bilgi için mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.
Bu makale Batı Anadolu Central Hospital Web ve Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.
Son Güncelleme: Ağustos 2026