Üretra kanseri, mesaneden idrarı dışarı taşıyan kanal olan üretrada gelişen nadir bir kanser türüdür. Belirtileri çoğu zaman idrar yolu enfeksiyonları veya darlıklarla karışabilir. Erken evrede saptandığında cerrahi tedaviyle yüksek başarı sağlanabilirken, ileri evrede multidisipliner yaklaşım gerektirir. Tanıda biyopsi esastır; tedavi planı tümörün tipi ve evresine göre belirlenir.
Üretra, mesanede depolanan idrarın vücut dışına atılmasını sağlayan kanaldır. Erkeklerde yaklaşık 18–20 cm uzunluğunda olup prostat ve penis içinden geçer; kadınlarda ise yaklaşık 3–4 cm uzunluğundadır ve anatomik olarak daha kısadır. Bu anatomik farklılık, hastalığın ortaya çıkış biçimini ve yayılım paternini cinsiyete göre değiştirebilir.
Üretra kanseri, bu kanalın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişir. Oldukça nadirdir. Literatürdeki geniş kapsamlı çalışmalar göstermektedir ki üretra kanseri, tüm ürogenital sistem kanserlerinin %1’inden daha azını oluşturur. Yıllık insidansı 1 milyon kişide yaklaşık 1–4 vaka arasında bildirilmektedir. Bu nadirlik, hem toplum hem de hekimler açısından tanısal farkındalığın düşük olmasına neden olabilir.
Tanı anında hastaların önemli bir kısmı ileri evrede olabilir. Bunun nedeni, erken belirtilerin özgül olmaması ve sıklıkla idrar yolu enfeksiyonu, üretra darlığı veya prostat sorunlarıyla karıştırılmasıdır. Özellikle erkeklerde uzun üretra nedeniyle bazı tümörler daha geç fark edilebilirken, kadınlarda daha kısa anatomik yapı nedeniyle belirtiler daha erken ortaya çıkabilir.
Üretra kanserinin biyolojik davranışı; tümörün yerleşimine (proksimal veya distal üretra), histolojik tipine ve evresine göre değişir. Bu nedenle her hasta için değerlendirme bireysel yapılmalıdır.
Üretra kanseri hücre tipine göre farklı alt gruplara ayrılır ve bu ayrım tedavi yaklaşımını doğrudan etkiler.
En sık görülen tip ürotelyal (transisyonel hücreli) karsinomdur. Bu tip, mesane kanserine benzer özellikler gösterir ve genellikle mesane ile ortak risk faktörlerine sahiptir. İkinci sıklıkta skuamöz hücreli karsinom görülür; özellikle kronik enfeksiyon ve irritasyonla ilişkilidir. Adenokarsinom ise daha nadir bir alt tiptir.
Literatür verileri, erkeklerde daha sık ürotelyal tip görülürken, kadınlarda distal üretra tümörlerinde skuamöz hücreli tipin daha baskın olabildiğini göstermektedir. Tümör tipi, hem yayılım eğilimini hem de kemoterapiye yanıtı etkiler.
Kronik idrar yolu enfeksiyonları, uzun süreli üretra darlıkları ve tekrarlayan inflamasyon önemli risk faktörleridir. HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu özellikle skuamöz hücreli tip ile ilişkilendirilmiştir. Sigara kullanımı, ürotelyal hücrelerde DNA hasarına yol açarak riski artırır.
İleri yaş önemli bir değiştirilemez risk faktörüdür. Tanı yaşı genellikle 60 yaş ve üzerindedir. Ayrıca daha önce mesane kanseri geçirmiş bireylerde üretra kanseri gelişme riski artmıştır. Bazı çalışmalarda, mesane kanseri öyküsü olan hastalarda eş zamanlı veya takipte üretra tutulumu oranının %5–10 arasında değiştiği bildirilmiştir.
Not: İdrar yolu enfeksiyonları sık yaşanıyorsa ya da uzun süredir geçmeyen darlık problemi varsa, birçok hasta bunu “alışılmış bir durum” olarak görür. Oysa kronik inflamasyon, hücreler üzerinde uzun vadede baskı oluşturur. Bu her zaman kansere yol açmaz; ancak sürekli tekrarlayan ve tedaviye dirençli sorunlar mutlaka ayrıntılı değerlendirilmelidir. Erken inceleme, olası bir ciddi tabloyu henüz başlangıç aşamasında yakalamamızı sağlar.
Üretra kanseri erken evrede belirti vermeyebilir. Ancak bazı bulgular dikkatle değerlendirilmelidir.
En sık görülen belirti idrarda kan (hematüri) varlığıdır. Bu kanama bazen gözle görülebilir, bazen yalnızca mikroskopik incelemede saptanır. Literatürde üretra kanseri hastalarının yaklaşık %50–60’ında hematüri bulunduğu bildirilmektedir. İdrar yaparken yanma, ağrı, zayıf akım, çatallı idrar veya tam boşaltamama hissi görülebilir. Bu belirtiler özellikle erkek hastalarda prostat büyümesiyle karışabilir. Kadınlarda ise sık idrara çıkma ve akıntı ön planda olabilir.
Üretra çevresinde ele gelen sertlik, hassasiyet veya akıntı görülebilir. Kasık bölgesinde lenf bezi büyümesi hastalığın yayılım gösterebileceğini düşündürür. İleri evrelerde pelvik bölgede ağrı, kilo kaybı ve genel halsizlik tabloya eklenebilir. Belirtilerin özgül olmaması nedeniyle, uzun süren veya tedaviye yanıt vermeyen idrar yolu şikâyetlerinde ayrıntılı inceleme yapılması gerekir.
Not: İdrarda kan görmek çoğu hastada yoğun bir korku yaratır. Bu korku anlaşılırdır; ancak her kanama kanser anlamına gelmez. Taş, enfeksiyon veya iyi huylu darlıklar da benzer tablo oluşturabilir. Önemli olan, kanamanın nedenini araştırmaktır. Tanı süreci, belirsizlikten netliğe giden bir yolculuktur ve bu süreçte hastanın yalnız olmadığını bilmesi çok değerlidir.
Tanı, klinik şüpheyle başlar ve histopatolojik doğrulama ile kesinleşir.
İdrar tahlili ve sitolojik inceleme, atipik hücrelerin varlığını gösterebilir. Ancak kesin tanı için üretroskopi yapılır. Bu işlem sırasında ince bir kamera ile üretra doğrudan görüntülenir ve şüpheli alanlardan biyopsi alınır. Tanının altın standardı biyopsidir. Literatürde erken evrede tanı alan hastalarda 5 yıllık sağkalım oranının %60–70’e ulaşabildiği; ileri evrede ise bu oranın %20–30’a kadar düştüğü bildirilmektedir. Bu fark, erken tanının kritik önemini göstermektedir.
Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans (MR), tümörün lokal yayılımını ve lenf nodu tutulumu varlığını değerlendirmek için kullanılır. Gerektiğinde PET-CT ile uzak metastaz araştırılır. Evreleme, TNM sistemine göre yapılır. Tümörün derinliği, komşu organlara invazyonu ve lenf nodu durumu tedavi planını belirler.
Tedavi planı, tümörün evresine, yerleşimine ve histolojik tipine göre belirlenir. Multidisipliner yaklaşım esastır.
Erken evrede sınırlı tümörlerde lokal eksizyon veya parsiyel üretra rezeksiyonu yeterli olabilir. Daha ileri evrelerde erkek hastalarda parsiyel veya total penektomi; kadın hastalarda anterior pelvik cerrahi gerekebilir. Amaç, tümörün negatif cerrahi sınırlarla tamamen çıkarılmasıdır. Cerrahi sonrası sağkalım oranları evreye göre değişir. Lokalize hastalıkta 5 yıllık sağkalım %60’ın üzerinde bildirilmektedir.
Radyoterapi, cerrahiye uygun olmayan hastalarda veya adjuvan tedavi olarak kullanılabilir. Kemoterapi özellikle lenf nodu tutulumu veya metastatik hastalıkta uygulanır. Sıklıkla platin bazlı rejimler tercih edilir. Son yıllarda immünoterapi ve hedefe yönelik ajanlar üzerine çalışmalar sürmektedir. Ürotelyal tipte mesane kanseri tedavisinde kullanılan bazı ajanlar, seçilmiş üretra kanseri hastalarında da değerlendirilmektedir.
Not: Cerrahi seçenekler konuşulduğunda özellikle erkek hastalar beden bütünlüğü ve cinsel fonksiyon konusunda yoğun kaygı yaşayabilir. Bu kaygılar son derece insani ve gerçektir. Tedavi planı oluşturulurken yalnızca kanseri değil, hastanın yaşam kalitesini de gözetiriz. Gerekirse rekonstrüktif cerrahi ve rehabilitasyon seçenekleri ayrıntılı şekilde değerlendirilir. Amaç yalnızca hastalığı kontrol etmek değil, hastanın hayatını mümkün olduğunca bütünlüklü sürdürmesini sağlamaktır.
Cerrahi sonrası iyileşme süresi yapılan işlemin kapsamına bağlıdır. Küçük lokal eksizyonlarda toparlanma süresi kısa olabilirken, geniş cerrahilerde daha uzun bir rehabilitasyon süreci gerekebilir. Takip programı genellikle ilk iki yıl üç ayda bir, daha sonra altı ayda bir kontrol şeklindedir. Üretroskopik değerlendirme ve görüntüleme yöntemleriyle nüks araştırılır. Literatürde nükslerin önemli bir kısmının ilk 2–3 yıl içinde görüldüğü bildirilmektedir. Psikolojik destek ve cinsel sağlık danışmanlığı, özellikle kapsamlı cerrahi geçiren hastalarda önemlidir. Hastalık yalnızca fiziksel değil, duygusal bir süreçtir.
Üretra kanseri tamamen iyileşir mi?
Erken evrede ve sınırlı hastalıkta cerrahi ile tam iyileşme mümkündür. Ancak ileri evrelerde tedavi daha karmaşık hale gelir ve kür şansı azalır. Yine de kombine tedavilerle hastalık kontrol altına alınabilir ve yaşam süresi uzatılabilir. Prognoz, tümörün evresi ve histolojik tipine bağlıdır.
İdrarda kan görmek mutlaka kanser midir?
Hayır. İdrarda kan taş, enfeksiyon veya iyi huylu prostat büyümesi gibi birçok nedenle görülebilir. Ancak özellikle ağrısız ve tekrarlayan kanama mutlaka ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Tanı için görüntüleme ve gerekirse endoskopik inceleme yapılır.
Üretra kanseri hızlı ilerler mi?
Hastalığın ilerleme hızı tümör tipine ve evresine bağlıdır. Yüzeyel ve erken evre tümörler daha yavaş seyredebilirken, derin invazyon gösteren tümörler daha agresif olabilir. Bu nedenle erken tanı, hastalığın seyrini belirgin şekilde değiştirebilir.
Cinsel yaşam etkilenir mi?
Cerrahi tedavinin kapsamına göre etkilenme olabilir. Ancak modern cerrahi teknikler ve rekonstrüktif yaklaşımlar sayesinde birçok hastada fonksiyon korunabilir. Tedavi planı oluşturulurken bu konu ayrıntılı şekilde ele alınır.
Takip neden bu kadar önemlidir?
Üretra kanseri nüks edebilir. Düzenli takip, olası bir tekrarı erken saptamamızı sağlar. Erken saptanan nüksler, daha sınırlı müdahalelerle kontrol altına alınabilir. Bu nedenle takip, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Üretra kanseri nadir görülen ancak dikkatle değerlendirilmesi gereken bir ürogenital sistem kanseridir. Belirtiler sıklıkla başka hastalıklarla karışabilir; bu nedenle uzun süren idrar yolu şikâyetleri ciddiye alınmalıdır. Erken evrede cerrahi tedavi yüksek başarı sağlayabilirken, ileri evrede multidisipliner yaklaşım gereklidir. Bilimsel veriler, erken tanının sağkalımı belirgin şekilde artırdığını göstermektedir.
Önemli Not: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez. Detaylı bilgi için mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.
Bu makale Batı Anadolu Central Hospital Web ve Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.
Son Güncelleme: Şubat 2026