Yalancı gebelik, tıbbi adıyla psödosiyezis; gebelik olmadığı halde kişinin hamile olduğuna inanması ve adet kesilmesi, karında büyüme, bulantı, göğüs değişiklikleri veya fetal hareket hissi gibi gerçek fiziksel belirtiler yaşayabilmesiyle karakterize nadir bir tablodur. Tanı gebelik testi ve ultrasonla doğrulanır; tedavide empatik açıklama, altta yatan hormonal nedenlerin değerlendirilmesi ve gerektiğinde psikolojik/psikiyatrik destek birlikte kullanılır.
Yalancı gebelik ya da tıbbi adıyla psödosiyezis, kişinin biyolojik olarak hamile olmadığı halde kendisini hamile olduğuna inanması ve bu inanca gebelikle uyumlu gerçek fiziksel belirtilerin eşlik etmesiyle ortaya çıkan nadir bir klinik durumdur. Buradaki en önemli nokta, kişinin bilinçli biçimde gebelik taklidi yapmamasıdır. Yaşanan belirtiler ve gebelik inancı kişi açısından gerçektir.
Psödosiyezis sırasında adet gecikmesi veya kesilmesi, karında büyüme, memelerde dolgunluk ve hassasiyet, bulantı, kilo artışı, süt gelmesi ve hatta fetüs hareketi olarak yorumlanan karın içi hareketler görülebilir. Literatürde çok nadiren beklenen doğum zamanı yaklaştığında doğum sancısına benzer yakınmaların bile bildirildiği vakalar vardır. Bu nedenle tablo yalnızca “kişinin kendisini hamile sanması” şeklinde basitleştirilmemelidir.
Bununla birlikte psödosiyezis ile gebelik sanrısı (delusion of pregnancy) aynı durum değildir. Psödosiyeziste gebelik inancına çoğunlukla belirgin bedensel değişiklikler eşlik eder. Gebelik sanrısında ise kişi, çoğu zaman psikotik bir bozukluk bağlamında, belirgin gebelik bulguları olmadan hamile olduğuna inanabilir. Klinik pratikte iki tablo arasında kesin sınırlar her zaman kolay çizilemese de bu ayrım tedavi yaklaşımını belirleyebilir.
Psödosiyezis ayrıca bilinçli gebelik taklidinden de ayrılmalıdır. Bir kişinin hamile olmadığını bildiği halde sosyal, ekonomik veya başka bir kazanç amacıyla hamile olduğunu söylemesi psödosiyezis değildir. Benzer şekilde bazı hormonal hastalıkların, tümörlerin veya ilaçların oluşturduğu karın büyümesi, adet kesilmesi veya süt gelmesi gibi belirtilerin yanlışlıkla gebelik olarak yorumlanması da farklı değerlendirilir.
Yalancı gebelik günümüzde oldukça nadir görülmektedir. Modern görüntüleme yöntemlerinin ve kolay ulaşılabilen gebelik testlerinin yaygınlaşmasının tabloyu daha erken ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Bununla birlikte vaka sayısının az olması nedeniyle yüksek kaliteli güncel epidemiyolojik veriler sınırlıdır.
Literatürde Batı ülkeleri için tarihsel olarak 22.000 doğumda yaklaşık 1-6 psödosiyezis vakası bildirilmiştir. Bu oran günümüz Türkiye'sine doğrudan uygulanabilecek bir prevalans değildir ve eski çalışmalara dayanmaktadır. Bazı düşük kaynaklı veya doğurganlık üzerindeki sosyal baskının daha güçlü olduğu toplumlarda daha yüksek oranlar bildirilmiştir; örneğin eski çalışmalarda Nijerya'da yaklaşık 344 gebelikte 1, Sudan'da infertilite tedavisi alan kadınlarda yaklaşık 160 hastada 1 oranları raporlanmıştır. Bu farklılıklar kültürel, sosyoekonomik ve sağlık hizmetine erişim gibi faktörlerin tablo üzerindeki etkisini düşündürmektedir.
Psödosiyezisin tek bir nedeni yoktur. Güncel yaklaşım, tablonun biyolojik, psikolojik, hormonal ve sosyal faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkabileceğini kabul etmektedir. Bu nedenle bütün hastalara “çok çocuk istediği için oldu” veya “tamamen psikolojik” şeklinde tek nedenli açıklamalar yapmak bilimsel olarak doğru değildir.
Yoğun gebelik isteği bazı olgularda önemli bir psikolojik bağlam oluşturabilir. Uzun süredir çocuk sahibi olamamak, tekrarlayan düşüklar, bebeğin kaybedilmesi veya infertilite tedavilerinin başarısız olması kişide ciddi duygusal yük oluşturabilir. Gebeliğin kişinin kimliği, aile ilişkileri veya toplumsal konumu açısından büyük önem taşıdığı ortamlarda bu baskı daha da artabilir.
Bunun tersi de mümkündür. Gebelikten yoğun biçimde korkmak, istenmeyen gebelik endişesi veya gebelikle ilgili geçmiş travmatik deneyimler bazı vakalarda bildirilmiştir. Bu nedenle psödosiyezis yalnızca “anne olmayı çok istemek” üzerinden açıklanamaz.
Depresyon, anksiyete, kayıp ve kronik stres de literatürde psödosiyezisle ilişkili olarak bildirilmiştir. Ancak bu ilişkiler çoğunlukla vaka raporları ve küçük serilerden elde edilmiştir; belirli bir psikiyatrik hastalığın psödosiyezise doğrudan neden olduğu söylenemez.
Ayrıca psödosiyezis tanısı alan kişiye “sorun kafanda” şeklinde yaklaşmak önemli zarar verebilir. Fiziksel belirtiler gerçekten yaşanıyor olabilir ve bunların bir bölümünde nöroendokrin mekanizmaların rol oynadığı düşünülmektedir.
Beyindeki hipotalamus ve hipofiz bezi; adet döngüsü, yumurtlama, prolaktin ve birçok hormonun düzenlenmesinde merkezi role sahiptir. Yoğun psikolojik stresin hipotalamus-hipofiz-yumurtalık eksenini değiştirebildiği bilinmektedir. Bu değişiklikler bazı kişilerde adet düzensizliği veya amenoreye yol açabilir.
Psödosiyeziste prolaktin düzeylerinde değişiklik, gonadotropin düzeninde farklılıklar ve sempatik sinir sistemi aktivitesinde artış gibi mekanizmalar üzerinde durulmuştur. Ancak bilimsel kanıtlar oldukça sınırlıdır. Endokrin mekanizmaları inceleyen önemli bir literatür derlemesinde sıkı kriterlerle gerçek psödosiyezis kabul edilen yalnızca 5 çalışmadaki 10 kadın ayrıntılı biçimde değerlendirilebilmiştir. Bu sayı, hastalığın biyolojik mekanizmalarına ilişkin kesin sonuç vermenin neden güç olduğunu gösterir.
Bazı hormonal değişiklikler adet kesilmesi, göğüslerde büyüme, süt gelmesi ve karında şişkinlik gibi gebeliğe benzeyen fiziksel belirtilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Bu belirtiler kişinin gebelik inancını daha da güçlendirebilir ve psikolojik-biyolojik etkileşimi sürdürebilir.
Bununla birlikte hiperprolaktinemi, tiroit hastalıkları, polikistik over sendromu ve kullanılan bazı ilaçlar da psödosiyezis dışında benzer fiziksel belirtiler oluşturabilir. Bu nedenle tanı sürecinde yalnızca psikolojik açıklama yeterli değildir.
Psödosiyezis literatüründe infertilite sık tekrarlanan temalardan biridir. Özellikle uzun süreli çocuk sahibi olamama ve çok sayıda tedavi girişimi kişinin kendi vücudundaki normal değişiklikleri gebelik belirtisi olarak yorumlamasına neden olabilir.
Düşük, ölü doğum veya bebek kaybı sonrasında ortaya çıkan yoğun yas da bazı vakalarda bildirilmiştir. Böyle bir durumda gebelik inancı kişinin kayıp ve beklentileriyle karmaşık şekilde ilişkili olabilir.
Doğurganlığın kadınlık, aile içindeki statü veya sosyal kabul açısından çok güçlü biçimde önemsendiği toplumlarda psödosiyezisin daha sık bildirilmesi de bu sosyal boyuta işaret etmektedir. Ancak mevcut epidemiyolojik verilerin önemli bölümü eski ve sınırlı çalışmalara dayandığı için kesin kültürel risk oranları vermek mümkün değildir.
Eski literatürde psödosiyezis vakalarının çoğunun üreme çağındaki kadınlarda bildirildiği ve bazı serilerde yaklaşık %80'inin evli olduğu belirtilmiştir. Bu veri güncel toplum yapısını yansıtmayabilir ve klinik risk tahmini için kullanılmamalıdır; daha çok psödosiyezis araştırmalarının tarihsel ve sosyokültürel bağlamını göstermektedir.
İnfertilite hakkında detaylı bilgi için "İnfertilite (Kısırlık) Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Tedavi Seçenekleri" başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Doktorunuzun Notu: Yalancı gebelik “kişinin gebeliği kafasında kurması” şeklinde açıklanabilecek basit bir durum değildir. Ruhsal süreçler, hormonlar ve bedensel belirtiler birbirini etkileyebilir. Tanı sırasında kişinin yaşadığı belirtileri küçümsememek tedavinin önemli bir parçasıdır.
Psödosiyezisin en dikkat çekici özelliği, gerçek gebelikte görülen çok sayıda belirtinin gebelik olmadan ortaya çıkabilmesidir. Belirtilerin sayısı ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı kişilerde yalnızca adet kesilmesi ve gebelik inancı bulunurken, başka kişilerde belirgin karın büyümesi ve göğüs değişiklikleri görülebilir.
Adet gecikmesi veya tamamen kesilmesi en sık bildirilen bulgulardan biridir. Ancak adet gecikmesinin psödosiyezise özgü olmadığı unutulmamalıdır. Polikistik over sendromu, tiroit hastalıkları, hiperprolaktinemi, aşırı kilo değişiklikleri, yoğun egzersiz ve stres de amenoreye neden olabilir.
Karın çevresinde büyüme veya şişkinlik de görülebilir. Bunun nedeni rahmin gerçek bir gebelikte olduğu gibi büyümesi değildir. Gaz, bağırsak hareketleri, postür değişiklikleri, karın duvarındaki kas aktivitesi ve kilo alımı bu görünümde rol oynayabilir.
Göğüslerde hassasiyet, büyüme ve nadiren süt gelmesi de bildirilmektedir. Özellikle galaktore bulunuyorsa prolaktin düzeylerinin ve bu hormonu etkileyebilecek ilaçların değerlendirilmesi önemlidir.
Bulantı, kusma, iştah veya beslenme tercihlerinde değişiklik gerçek gebeliği taklit edebilir. Ancak bu belirtilerin mide-bağırsak hastalıkları veya hormonal nedenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı da araştırılmalıdır.
Psödosiyeziste en çarpıcı belirtilerden biri fetal hareket hissidir. Kişi karındaki gaz veya bağırsak hareketlerini bebeğin hareketleri olarak algılayabilir. Bu deneyim kişi için oldukça gerçekçi olabilir ve gebelik inancının daha da güçlenmesine neden olabilir.
Literatürde psödosiyezis belirtilerinin birkaç haftadan yaklaşık dokuz aya kadar sürebildiği bildirilmiştir. Bazı vakalarda kişi beklenen doğum tarihine yaklaştığında doğum ağrısı olarak yorumlanan karın kasılmaları yaşayabilir. Bu süre verileri küçük ve eski vaka serilerine dayandığından güncel kesin bir doğal seyir oranı olarak görülmemelidir.
Psödosiyeziste gebelik testi çoğunlukla negatiftir. Bunun nedeni plasenta bulunmadığı için gerçek gebelikte yükselen insan koryonik gonadotropin, yani hCG hormonunun gebeliğe özgü biçimde yükselmemesidir. Ancak pozitif bir test varsa bunun “yalancı gebelik” olduğu varsayılmamalı; gerçek gebelik ve hCG yüksekliğine yol açabilecek başka tıbbi durumlar değerlendirilmelidir.
Psödosiyezis tanısında ilk amaç gerçek gebelik olup olmadığını kesin biçimde belirlemektir. Bunun için gebelik öyküsü, son adet tarihi, cinsel ilişki ve korunma bilgileri değerlendirilir; ardından uygun gebelik testi yapılır.
Gebeliğin değerlendirilmesinde idrar veya kanda hCG ölçümü kullanılabilir. Kanda ölçülen kantitatif beta-hCG özellikle gebeliğin çok erken döneminde daha ayrıntılı bilgi sağlayabilir.
Psödosiyeziste gerçek gebelik olmadığı için beta-hCG gebeliğe uygun şekilde yükselmez. Ancak tek bir test sonucunun gebeliğin çok erken döneminde zamanlama açısından yorumlanması gerekebilir. Bu nedenle klinik şüphe varsa testin zamanı ve gerekirse tekrarı hekim tarafından planlanır.
hCG pozitif olduğu halde rahim içinde gebelik görülmemesi yalancı gebelik tanısı anlamına gelmez. Çok erken normal gebelik veya dış gebelik gibi durumlar da değerlendirilmelidir. Özellikle karın ağrısı veya vajinal kanama bulunuyorsa dış gebelik olasılığı klinik açıdan önemlidir.
Dolayısıyla psödosiyezis, “test negatif çıktı” denilerek tek adımda konulan bir psikiyatrik tanı değildir.
Ultrasonografi gerçek gebeliğin değerlendirilmesinde temel görüntüleme yöntemidir. Gebelik haftasına uygun olarak rahim içerisinde gebelik kesesi, embriyo ve daha ileri dönemde fetal kalp atımları gösterilebilir.
Psödosiyeziste rahim içerisinde gebelik bulunmaz. Ultrason görüntüsünün hasta ile uygun ve empatik şekilde paylaşılması birçok vakada tanının kabul edilmesini kolaylaştırabilir.
Ancak ultrasonun amacı yalnızca “bebek olmadığını göstermek” değildir. Karın büyümesine veya adet düzensizliğine yol açabilecek miyom, yumurtalık kisti veya başka jinekolojik nedenler de gerektiğinde değerlendirilebilir.
Bu özellikle fiziksel belirtileri belirgin olan kişilerde önemlidir; çünkü psödosiyezis tanısı konulurken eşlik eden gerçek jinekolojik hastalıkların gözden kaçırılmaması gerekir.
Kadın Hastalıkları ve Doğum muayenesinde rahim ve yumurtalıklarla ilgili olası hastalıklar değerlendirilir. Adet kesilmesi bulunuyorsa klinik öyküye göre tiroit fonksiyon testleri, prolaktin veya başka hormonal incelemeler istenebilir.
Örneğin yüksek prolaktin hem adet gecikmesine hem memeden süt gelmesine yol açabilir. Kişi aynı zamanda gebelik beklentisi içindeyse bu fiziksel belirtiler gebelik şeklinde yorumlanabilir.
Bu nedenle hormonal bozuklukların varlığı “yalancı gebeliği kanıtlamaz”; ancak gebeliğe benzeyen belirtilerin mekanizmasını açıklamaya yardımcı olabilir.
Laboratuvar değerlendirmesi her hastada aynı panelle yapılmaz. Testler hastanın yaşı, adet düzeni, ilaçları ve diğer klinik belirtilerine göre seçilir.
Gerçek gebelik dışlandıktan sonra kişinin gebelik inancının nasıl oluştuğunu ve hangi psikososyal faktörlerin tabloya eşlik ettiğini anlamak önemlidir. İnfertilite, gebelik kaybı, depresyon, anksiyete, travma veya ciddi sosyal baskı varsa psikolojik değerlendirme yararlı olabilir.
Psikiyatri değerlendirmesinin amacı hastaya “sorununuz psikolojik” demek değildir. Gebelik inancının psödosiyezis mi yoksa psikotik bir bozukluk içerisindeki gebelik sanrısı mı olduğunu ayırmak bazı kişilerde tedaviyi önemli ölçüde değiştirir.
Gebelik sanrısında şizofreni, bipolar bozukluk veya başka psikotik durumlara ait ek belirtiler bulunabilir. Böyle bir tabloda antipsikotik tedavi gündeme gelebilir. Psödosiyeziste ise antipsikotik ilaç standart tedavi değildir.
2020 tarihli sistematik derlemede gebelik sanrısıyla ilgili yayınların büyük bölümünün vaka raporlarından oluşması, bu alandaki kanıt düzeyinin halen sınırlı olduğunu göstermektedir. Benzer biçimde gerçek psödosiyezis için de büyük kontrollü tedavi çalışmalarının sayısı oldukça azdır.
Doktorunuzun Notu: Gebelik testi negatif olsa bile şiddetli karın ağrısı, vajinal kanama, baş dönmesi veya bayılma varsa yalnızca “yalancı gebelik” düşünülmemelidir. Çok erken gebelik ve özellikle dış gebelik gibi tıbbi durumların güvenli biçimde dışlanması gerekir.
Psödosiyezisin bütün hastalara uygulanabilecek tek bir standart tedavi protokolü yoktur. Bunun önemli nedeni tablonun nadir olması ve kontrollü klinik çalışmaların bulunmamasıdır. Güncel yaklaşım çoğunlukla Kadın Hastalıkları ve Doğum ile ruh sağlığı profesyonellerinin birlikte çalıştığı biyopsikososyal bir modeldir.
Tedavinin ilk aşaması kişinin gebelik olmadığı bilgisini anlamasına yardımcı olmaktır. Bu konuşmanın biçimi son derece önemlidir. “Hamile değilsiniz, bunların hepsi psikolojik” gibi keskin ve küçümseyici bir yaklaşım kişinin sağlık ekibine güvenini bozabilir.
Ultrason görüntüsünün hekim tarafından açıklanması ve gebeliğin biyolojik göstergelerinin bulunmadığının anlaşılır biçimde anlatılması yararlı olabilir. Literatürde bazı hastaların gerçek gebelik bulunmadığı açık biçimde gösterildikten sonra belirtilerinin ve gebelik inancının gerileyebildiği bildirilmiştir.
Ancak her hasta tanıyı aynı hızda kabul etmeyebilir. Özellikle uzun süredir kendisini gebeliğe hazırlamış, bebek için plan yapmış veya çevresine gebeliğini açıklamış kişilerde sonuç ciddi bir kayıp deneyimi gibi hissedilebilir.
Bu nedenle bilgilendirme tek görüşmeyle tamamlanmak zorunda değildir. Kişiye sorularını ifade edebileceği ve sonucu duygusal olarak işleyeceği alan bırakılması gerekir.
Psödosiyezise infertilite, düşük, bebek kaybı, ilişki sorunları veya yoğun gebelik arzusu gibi faktörler eşlik ediyorsa psikoterapi sürecin önemli bir parçası olabilir.
Terapi yalnızca gebelik inancını “ortadan kaldırmaya” çalışmaz. Kişinin kayıp, stres, aile baskısı, beden algısı ve çocuk sahibi olma beklentileriyle ilişkisini anlamasına yardımcı olabilir.
Destekleyici psikoterapi, bilişsel davranışçı yaklaşımlar veya yas danışmanlığı kişinin klinik durumuna göre değerlendirilebilir. Ancak psödosiyezis için belirli bir psikoterapi yönteminin diğerlerinden üstün olduğunu gösteren yüksek kaliteli çalışmalar bulunmamaktadır.
Eş veya aile desteği de bazı kişilerde yararlı olabilir. Bununla birlikte kişinin onayı olmadan aile üyelerinin sürece dahil edilmesi hasta mahremiyeti açısından uygun değildir.
Psödosiyezisin kendisini tedavi eden özel bir ilaç bulunmamaktadır. Antidepresan veya anksiyolitik ilaçlar yalnızca eşlik eden depresyon, anksiyete bozukluğu veya başka uygun psikiyatrik endikasyon bulunduğunda kullanılabilir.
Benzer şekilde antipsikotik ilaçlar gerçek psödosiyezisin rutin tedavisi değildir. Kişide gebelik sanrısına eşlik eden psikotik bozukluk bulunuyorsa psikiyatrist tarafından değerlendirilebilir.
Burada önemli bir ayrıntı vardır: Bazı antipsikotik ilaçlar prolaktin düzeyini yükselterek adet kesilmesi ve memeden süt gelmesine neden olabilir. Bu fiziksel belirtiler bazı gebelik sanrısı vakalarında kişinin hamile olduğuna dair inancını pekiştirebilir. Bu nedenle ilaç seçimi ve yan etkiler psikiyatri tarafından dikkatle değerlendirilir.
Hormonal bozukluk saptanırsa tedavi ilgili endokrin veya jinekolojik soruna yönelik yapılır. Örneğin hiperprolaktinemi veya tiroit bozukluğu varsa bunların tedavisi belirtilerin azalmasına yardımcı olabilir.
Çocuk sahibi olamama psödosiyezis sürecinin önemli bir parçasıysa infertilite konusu ayrı ve gerçekçi biçimde değerlendirilmelidir. Psödosiyezis tedavisinin amacı kişinin gebelik arzusunu reddetmek değildir.
Kadın Hastalıkları ve Doğum veya üreme tıbbı değerlendirmesinde gerçek doğurganlık durumu, gerekli testler ve varsa tedavi seçenekleri konuşulabilir. Bu yaklaşım kişinin “artık asla hamile olamam” gibi yanlış bir sonuca ulaşmasını da önler. Psödosiyezis geçirmek ileride biyolojik olarak gerçek gebelik oluşmasına tek başına engel değildir. Aynı zamanda kişinin her adet gecikmesini yeni bir gebelik olarak yorumlamaması için gelecekte gebelik şüphesinde nasıl test yapılacağı da açık biçimde anlatılabilir.
Psödosiyezisin ne kadar sürede düzeleceğini önceden kesin olarak söylemek mümkün değildir. Literatürde belirtilerin birkaç hafta içerisinde sonlandığı vakaların yanında aylar boyunca devam eden vakalar da bildirilmiştir.
Gebeliğin olmadığı ultrason ve laboratuvar sonuçlarıyla açık biçimde ortaya konulduktan sonra bazı kişiler durumu kabul edebilir ve bedensel belirtiler zaman içerisinde gerileyebilir. Adet döngüsünün yeniden başlaması, karın şişkinliğinin azalması ve göğüs belirtilerinin düzelmesi haftalar alabilir.
Hormonal bir neden bulunuyorsa fiziksel iyileşme bu sorunun kontrol altına alınmasına bağlıdır. Örneğin hiperprolaktinemi devam ettiği sürece adet düzensizliği veya göğüsten süt gelmesi devam edebilir.
Psikolojik iyileşme fiziksel belirtilerin kaybolmasından daha uzun sürebilir. Özellikle yoğun gebelik beklentisi veya geçmiş gebelik kaybı bulunan kişilerde gebeliğin olmadığı gerçeği ciddi üzüntü, yas veya depresif belirtiler oluşturabilir.
Bu nedenle “ultrasonda gebelik yok, konu kapandı” yaklaşımı yeterli değildir. Klinik izlem kişinin duygusal durumunu da içermelidir.
Tekrarlayan psödosiyezis vakaları bildirilmiştir; ancak modern literatürde güvenilir bir tekrarlama yüzdesi bulunmamaktadır. Altta yatan psikososyal veya hormonal faktörlerin sürmesi yeni atak riskini artırabilir.
Yalancı gebelik biyolojik olarak gerçek gebeliğe “dönüşmez”. Ancak psödosiyezis yaşayan bir kişi daha sonra normal yolla veya üreme tedavileri sonucunda gerçekten hamile kalabilir. İki durum birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.
Doktorunuzun Notu: Psödosiyezis tanısı kişinin gelecekte gerçek gebelik yaşayamayacağı anlamına gelmez. Yalancı gebelik bir doğurganlık testi değildir. Çocuk sahibi olmak isteyen kişilerde doğurganlık durumu ayrıca jinekolojik olarak değerlendirilmelidir.
Gebelik belirtileri yaşayan veya adet gecikmesi bulunan kişinin ilk başvurusu Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümüne olmalıdır. Öncelikle gerçek gebeliğin bulunup bulunmadığı ve belirtileri açıklayabilecek jinekolojik veya hormonal bir neden olup olmadığı değerlendirilir.
Gebelik testleri ve ultrason gebelik olmadığını gösterdiği halde kişinin gebelik inancı ve belirtileri devam ediyorsa Psikiyatri veya Klinik Psikoloji desteği değerlendirmeye eklenebilir. Bu yönlendirme kişinin belirtilerinin “gerçek olmadığı” anlamına gelmez; psödosiyezisin biyopsikososyal yapısı nedeniyle multidisipliner yaklaşım tercih edilir.
Adet düzensizliği, galaktore veya belirgin hormon bozukluğu varsa klinik bulgulara göre Endokrinoloji değerlendirmesi gerekebilir. İnfertilite öyküsü bulunan kişilerde Kadın Hastalıkları ve Doğum bünyesinde üreme sağlığı açısından ayrıca inceleme yapılabilir.
Yalancı gebelik genellikle acil bir durum değildir. Ancak gebelik şüphesi bulunan bir kişide şiddetli veya tek taraflı karın ağrısı, vajinal kanama, omuza vuran ağrı, baş dönmesi, bayılma veya dolaşım bozukluğu belirtileri varsa dış gebelik gibi acil durumlar dışlanmadan psödosiyezis varsayılmamalı ve acil değerlendirme yapılmalıdır.
Yalancı gebelikte gebelik testi pozitif çıkar mı?
Gerçek psödosiyeziste plasenta ve gelişen gebelik olmadığı için hCG hormonu gerçek gebelikteki şekilde yükselmez ve gebelik testi çoğunlukla negatiftir. Eğer test pozitifse gerçek gebelik, çok erken gebelik veya hCG yüksekliğine yol açabilecek diğer tıbbi nedenler araştırılmalıdır. Pozitif test ile rahim içinde gebeliğin görülmemesi özellikle dış gebelik açısından değerlendirme gerektirebilir. Bu nedenle yalnızca kişinin belirtilerine bakarak yalancı gebelik tanısı konmaz.
Yalancı gebelikte karın gerçekten büyür mü?
Evet, bazı kişilerde dışarıdan fark edilebilecek karın büyümesi meydana gelebilir. Ancak bu büyüme rahim içinde fetüs bulunmasından kaynaklanmaz. Bağırsak gazı, kilo değişikliği, karın kaslarının duruşu ve başka fizyolojik etkenler rol oynayabilir. Ultrason, gerçek gebeliğin bulunup bulunmadığını ayırt etmede temel yöntemlerden biridir.
Yalancı gebelik tamamen psikolojik midir?
Hayır; yalnızca psikolojik bir durum şeklinde tanımlamak tabloyu fazla basitleştirir. Psikolojik stres, gebelik beklentisi ve sosyal faktörlerin yanında hipotalamus-hipofiz-yumurtalık ekseni ve prolaktin gibi hormonal sistemlerdeki değişikliklerin de rol oynayabileceğine ilişkin veriler bulunmaktadır. Bununla birlikte mekanizmalar henüz tam olarak açıklanmış değildir. Bu nedenle hem fiziksel hem ruhsal değerlendirme yapılması gerekir.
Yalancı gebelik ne kadar sürer?
Kesin bir süre yoktur. Eski vaka serileri ve derlemelerde belirtilerin birkaç haftadan yaklaşık dokuz aya kadar devam edebildiği bildirilmiştir. Gebeliğin olmadığı gösterildiğinde bazı kişilerde belirtiler kısa sürede gerilerken, psikolojik veya hormonal faktörlerin devam ettiği kişilerde süreç daha uzun olabilir. Modern büyük ölçekli çalışmalar bulunmadığı için güvenilir bir ortalama süre vermek mümkün değildir.
Yalancı gebelik tekrarlar mı ve daha sonra gerçek hamilelik olabilir mi?
Psödosiyezisin tekrarladığı vakalar bildirilmiştir; ancak tekrarlama oranını gösteren güvenilir güncel istatistikler bulunmamaktadır. Altta yatan psikolojik, sosyal veya hormonal faktörler devam ediyorsa tekrar ortaya çıkması mümkündür. Buna karşılık yalancı gebelik geçirmek kişinin daha sonra gerçek gebelik yaşayamayacağı anlamına gelmez. Doğurganlık durumu psödosiyezisten bağımsız olarak değerlendirilmelidir.
Yalancı gebelik veya psödosiyezis, gerçek gebelik bulunmadığı halde gebeliğe ait bedensel belirtilerin ortaya çıkabildiği ve kişinin hamile olduğuna güçlü biçimde inanabildiği nadir bir klinik tablodur. Durum bilinçli bir aldatma veya rol yapma değildir.
Adet kesilmesi, karında büyüme, bulantı, göğüslerde değişiklik, kilo artışı ve fetal hareket hissi gerçek gebelikle önemli ölçüde benzerlik gösterebilir. Bu nedenle değerlendirmede ilk basamak gerçek gebeliği güvenli biçimde doğrulamak veya dışlamaktır.
Gebelik testi ve ultrason tanıda temel araçlardır. Ancak değerlendirme burada sona ermez. Amenore veya süt gelmesi varsa hormonal nedenler, karın büyümesi varsa jinekolojik nedenler ve gebelik inancı sürüyorsa psikososyal ve psikiyatrik faktörler birlikte ele alınmalıdır.
Psödosiyezisin kesin mekanizması halen tam olarak açıklanmamıştır. Araştırmalar psikolojik stres, doğurganlıkla ilişkili beklentiler, sosyal koşullar ve nöroendokrin sistem arasında karmaşık bir etkileşim olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte hastalık çok nadir olduğu için mevcut araştırmaların önemli bölümü küçük vaka serileri ve olgu bildirimlerinden oluşmaktadır.
Bu nedenle literatürde geçen “22.000 doğumda 1-6 vaka” gibi oranlar tarihsel veriler olarak değerlendirilmelidir; günümüzde Türkiye'deki görülme sıklığını gösteren güvenilir bir oran bulunmamaktadır.
Tedavinin temelini gebelik olmadığının empatik biçimde açıklanması ve kişinin yaşadığı fiziksel belirtilerin ciddiye alınması oluşturur. Psikolojik destek, psikoterapi ve gerektiğinde eşlik eden psikiyatrik hastalıkların tedavisi sürece dahil edilebilir. Hormon bozukluğu veya başka bir jinekolojik hastalık saptandığında bunlar ayrıca tedavi edilmelidir.
Psödosiyezis için özel bir “yalancı gebelik ilacı” bulunmamaktadır. Antidepresan, anksiyolitik veya antipsikotik ilaçlar ancak bunları gerektiren bağımsız bir klinik tanı varsa kullanılır.
En önemli klinik noktalardan biri, kişinin bu süreçte utandırılmaması veya belirtilerinin küçümsenmemesidir. Gebelik olmadığı bilgisi, özellikle uzun süre çocuk sahibi olmak isteyen veya gebelik kaybı yaşamış bir kişi için ciddi bir psikolojik kayıp anlamına gelebilir.
Sonuç olarak yalancı gebelik, kadın sağlığı ile ruh sağlığının kesişiminde bulunan ve hem bedensel hem duygusal boyutları dikkate alınması gereken bir tablodur. Doğru yaklaşım, gerçek gebeliği ve diğer tıbbi nedenleri güvenli biçimde dışlamak; ardından kişinin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını birlikte değerlendirmektir.
Önemli Not: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi yerine geçmez. Detaylı bilgi için mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.
Bu makale Batı Anadolu Central Hospital Web ve Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.
Son Güncelleme: Eylül 2026